Kurtarılacak Olanlar

Boris Cyrulnik, Ouest-France Programında

 

Tanınmış dayanıklılık (resilience) uzmanı ve nöropsikiyatrist Boris Cyrulnik‘e göre Covid-19 krizi büyük ölçüde, küreselleşmiş toplumların yaptığı performans yarışıyla bağlantılı.

Bu kriz karşısında herkesin eşit koşullarda olmaması nedeniyle, farklı tepkiler göstereceğini belirterek baş etme ve dayanma farklıklarını sade bir dille tanımlar:

 İstikrarlı ve güven verici bir ailede büyüyen, iyi bir dostluk ağına sahip olanlar, telefonla rahat iletişim kurmayı öğrenenler, okuyacak, yazacak, gitarı yeniden eline alacak, ritüeller icat edecek ve bunlara benzer önceki gelişimleri sırasında edindikleri koruyucu faktörleri kullanarak başa çıkacaklar. Buna karşıt olarak, kırılganlık, duyusal izolasyon, duygusal yoksunluklar, hastalıklar, sosyal güvensizlik faktörleri edinmiş olanlar … daha fazla zorluk yaşayabilir ve ev hapsinden travma içinde çıkabilirler. Bu tür kişilerin daha fazla yardıma ihtiyaçları var.

Maddi, manevi, mali, psikolojik ve sağlık riskleri taşıyan bu kriz karşısında ruh ve beden sağlığımızı koruyabilmek, kendimizi dengeli yönetebilmek için bize dayanak olacak 3 temel ekseni açıklar:

Koruma üç eksene dayanır: eylem, sevgi ve derin düşünce. İlk ikisi kimyasal sakinleştiricilerden kaçınmayı mümkün kılan doğal sakinleştiricilerdir. Eylem için, günde en az bir saat hareket etmemiz gerekir. Dışarıda hareket imkânı yoksa, evde internette spor dersleri alarak endorfin salgılanmasına yardımcı olur. Disiplin olmalı. Ayrıca, kepenklerini yeniden boyamaya başlayan insanlardan çok fazla mesaj alıyorum, bunlar kurtarılacak olanlar! Sevgiyle alaka göstermek, muhabbet başka bir sakinleştiricidir. Ev hapsi, sevdiklerimize bağlılık ilan etmek, bağları güçlendirmek için bir fırsattır. Savaşlar sırasında askerler yakın ilişkilerinin mektupları sayesinde tutundular.

Üçüncü koruyucu faktör olarak derin düşünce :  Eğer inançlıysak meditasyon, maneviyat, okuma, çocuklarımıza bırakacağımız bir günlük yazmak, hatta bir roman olabilir ! İç dünyamıza dalış, özgürlüğe, esnekliğe yardımcı olacak kaynakları bulmamızı sağlar. Şu an krizle karşı karşıyayız. Dayanıklılık, travmadan ve ev hapsinden sonra yeni bir gelişmenin başlamasıdır.

Bu başlangıca hazır mıyız ve yarın –virüsten sonra hangi yeni yolu seçmeliyiz sorusuna cevap olarak :

Bireysel ve kolektif düzeyde yeni projelere başlamak bize çok iyi taze bir enerji sağlayacaktır. Ayrıca felaketin nedenlerini aramak gerek. Neden tekrarlanan salgınlar var? Geçmiş kültürümüz ölümü kabul etti. Birey çok değerli değildi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ve İspanyol gribi sırasında on milyonlarca kişi öldü. Kadınlar doğumda ölürler ve bebekler genellikle yaşamlarının ilk yıllarında ölürler. Bu durumlarda biz oluruna bıraktık ve boyun eğdik. “İnşallah,” diyor Müslümanlar. “Tanrı tarafından cezalandırıldık çünkü yeterince inanmadık,” dedi Hıristiyanlar. Ve çoğu hala böyle düşünüyor.

[…]

Fanatizmin yeniden canlanmasına tanık olma riski de vardır. Ve virüs, Orta Çağ’daki veba gibi görünmez bir düşman olduğu için, bazıları günah keçisi arayacak: yabancı, Yahudi, komşu vs. Mutsuzluğa mutsuzluk katan bir mekanizma. Ama bugün hala daha bilimsel olmaya, sorunların rasyonel nedenlerini aramaya çalışıyoruz.

Boris Cyrulnik, bu krizi ortaya çıkaran sebep-sonuç ilişkilerini akılcı gözlem ve bağlantılarla yorumlar :

Bugün bireyin öncelikli değeri olduğunu düşünüyoruz. Kadınlar ve erkekler artık savaşlara boyun eğmek istemiyorlar. Ancak bireye değer veren bu yeni kültür felaketin de kaynağıdır. Performans uğruna, virüslerin doğuşunu destekleyen yoğun tarım biçimleri geliştirilmiştir. Teknolojik yarış, ulaşım, uluslararası ticaret, küreselleşme, virüsün gezegenin her tarafına yayılmasına izin verdi.Ancak daha şimdi, yüz binlerce ölümden ziyade ekonomik bir başarısızlığı tercih ettiğimizi anlıyoruz. Düşüncede gerçek bir devrime, ahlaki değerler hiyerarşisinde, ethos‘ta bir devrime tanık oluyoruz !

Koronavirüs sonrası dünya nasıl olacak bilinmeyeni hakkındaki öngörüsünü keskin ve sade bir dille özetler:

Devamlılık isteyenler ile medeniyeti değiştirmek isteyenler arasında bir çatışma olacaktır. Zaten ekonomistlerin “piyasalardaki faaliyeti canlandırmak için ne yapacağımızı biliyoruz” diyeceğini ve elbette felakete yol açan süreçleri, yani aşırı tüketimi, kültürel atılım ivmesini yeniden tetikleyeceklerini hissediyorum.

“ Bunu yapmalarına izin verecek miyiz? ” sorusuna karşılık :

Bu sürükleyici tartışmada, filozoflar ve bilim adamları, demokrasi, gazeteciler, yazarlar ve laf-söz yapımcıları arzulanan geleceğe karar vermek için birlikte bir şantiyede çalışmak zorunda kalacaklar.

 

 

Duygu Bruce
19 Nisan, 2020

WeDemain.fr’da çıkan röportajdan alıntı, 20 Mart 2020