Dikkatten İlahi Neşeye Giden Yol

Simone Weil

 

İlahi bilgeliğin sırrı beşerî zevkte değil, insanın derdinde saklıdır. Genel olarak, dertlerimizden herhangi birinin ortadan kalkmasını dilemek yerine onlardan yarar sağlayacak şekle dönüştürmek için lütuf dilemeliyiz. Cesaretli insanlar için dertler ve ıstırap, genellikle bir dayanıklılık ve ruh gücü sınavıdır.

 

Birçok düşünür ve yazar tarafından aziz bir kişilik ve entelektüel güçlere sahip bir dahi olarak tanımlanan Fransız filozof ve sosyal aktivist Simone Weil (1909-1943), emeği bol bir yaşamın örneği.  École Normale Supérieure‘de eğitim görür, Fransa genelinde Felsefe ve Mantık alanında en yüksek dereceyi kazanan ve eski Yunanca, Latince ve Sanskrit dillerinde yetkin olan Simone Weil, 22 yaşında öğretmen olarak çalışmaya başlar. Hayatının büyük bir bölümünde mücadele ettiği sağlık sorunlarına rağmen, gerçek insan olma idealine adanmış bir sosyal aktivist olarak eylemlerini sürdürür.  “Kadın” kimliğiyle Avrupa’daki savaşların tam ortasında işçilerin yaşadığı ıstırapları anlamak için bir yıl boyunca bir araba fabrikasında çalışmayı seçecek kadar devrimci ve gözü pek bir kişiliğe sahiptir.

Kısa süren yaşamında kendini, öz benliğinin keşfine ve hakiki insan olmanın son aşamasında Yüce sevgi ve şefkat mertebesine ulaşabilmek için dünyada yapılması gerekenleri keşfetmeye adamıştı. Başlıca dinlerin kutsal metinlerini okuyarak kazandığı mistik bilgi ve vahiy türünde ruhsal deneyimlerini aktardığı yazı ve mektupları ancak ölümünden sonra yayınlanacaktı.  Zaman içinde, bilgeliği, berrak düşüncesi ve ideallerinin peşinde koşması, çalışmalarına giderek artan bir saygı ve merak uyandırır oldu. Ruh ve yaşam felsefesiyle tutarlı bir titizlikle yaşamını sürdürürken, bir yandan da daima alçakgönüllülüğünü koruması, kişiliğinin en dikkat çekici özelliği idi. Her türlü takdir ve alkıştan kaçınan Simone Weil, aynı olgun alçak gönülle, yalnızlık içinde geçirdiği son yıllarında, içsel keşif ve vahiylerini yazdığı defterleri yayınlamayı düşünmedi bile.

34 yaşındayken kaldığı bir sanatoryumda kronik akciğer ve kalp problemleri nedeniyle dayanılmaz ağrılar çekerek öldü. O dönemde, insanın ıstırabıyla ilgili yazdıkları, ölümünden sonra Gravity and Grace ( Yerçekimi ve Lütuf ) adlı ünlü kitabında yayınlanacaktı :

Genel olarak, dertlerimizden herhangi birinin ortadan kalkmasını istememeli, onlardan yarar sağlayacak şekle dönüştürmek için lütuf dilemeliyiz. Cesaretli insanlar için ıstırap, genellikle bir dayanıklılık ve ruh gücü sınavıdır. Ama ondan yararlanmanın daha iyi bir yolu vardır.

Istırap, çeken kişiyi yeni bir “öğretiyi” almaya ve ruhunun özünü “iyiye” dönüştürmek için gerekli olan “biliş” aşamasına varmaya yatkın hale gelmesini sağlayan dönüştürücü bir güce sahiptir. Bu ıstırabın öğretme ve iyileştirme niteliğidir.

İlahi bilgeliğin sırrını içeren zevk değil, insanın ıstırabıdır.

İnsanın doğası gereği zevk arayışı ve zevkin ruh üzerinde iyileştirici etkileri olabilmesine rağmen, ilahi bilgelik hayatın değişimlerinde bulunur ve kişi acıyı bilgeliğe ulaşmak için kullanabilir.

Acı çekmekten kaçan ve zevk arayışında olan insanın yaşadığı sevinç ve ıstırabı mahiyetlerine göre ayırt ederek şöyle tarif eder :

Doğamız gereği acıdan kaçar ve zevki ararız. Sadece bu nedenle sevinç, iyiliğin imgesi ve acı da kötülük imgesine bürünür. Cennet ve cehennem görüntüleri de buradan doğar. Ama işin aslı, zevk ve acı birbirlerinden ayrılamaz yoldaşlardır. Çeşitleri vardır: Şeytani sevinç ve cehennem acısı, şifa veren sevinç ve acı, ilahi sevinç ve acı…

Şeytani sevinç ve hazzı, fani dünyaya ait, boş ve yanılsama türünden bir zevk olarak ayırt ederek ruhu yücelten coşkulu sevinçten farkını açıklar :

Yapay bir cennet, bir sarhoşluk, bir genişleme arayışıyla zevk peşinde koşmak boşunadır. Sadece kısıtlı sınırlarımızın ve ıstırabımızın farkında olmak bizi daha yüksek bir düzleme koyar, o düzeyde kişi gerçekten alçakgönüllü olabilir. Kim kendini alçak gönülle (özellikle İlahı olanın önünde) tutarsa, o kişi yüceltilecektir. İçimizdeki yukarı doğru hareket, aşağı doğru bir hareketten ileri gelmezse boşunadır.

Yüce olan ve ruhu coşturan sevinçlerin yolu kendini tanımaktan geçer. Kendini tanımak ise yalnızca katıksız saf bir dikkatle –kişinin bakışlarını içeriye çevirerek, kibirden ve egonun taleplerinden sıyrılmasıyla mümkün olur.

Dikkatli olmak için düşünce haznemiz boş olmalı, durup beklemeli, hiçbir şey aramadan, beklenti içinde olmadan, hakikati olduğu gibi çıplak haliyle algılamaya hazır olmalı …

Dikkat, ” gerçeği ayırt etmek ve idrak etmek için esastır, aslında tüm bilginin özüdür. Az öz, en beğendiğim tarifini şöyle yapar :

Dikkat, enerjinin en nadir ve en saf şeklidir.

Böyle bir içsel çalışma, egoda hapsolmuş sıradan benliği aşan ve hakiki öz benliğe nüfuz eden bir tür aşkın niteliğe sahiptir. Kişi, o hâldeyken alçakgönüllü olmanın rahatlığını ve benliğini saran şefkat dolu sevgi hisseder; ve nihayetinde ruhu yücelir :

En üst mertebede dikkat, ibadet ile aynıdır. İçinde inanç ve sevgiyi barındırır.

Dikkatin bu noktasında, kişi diğer tüm duyguları aşan ilahi neşeye ve Yüce Sevgiye erişebilir hâlde olur.

 

Duygu Bruce



Site Footer